İbrahim Gündüz

“SERT ADAM OLMAYIN! APTAL OLMAYIN!”

sert-adam-olmayin-aptal-olmayin

“Sert adam olmayın! Aptal olmayın!”

ABD Başkanı Trump’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mektubun son satırları bunlar. 

Trump bir de, “Dediğimi yapmazsan şeytan olarak anılacaksın” diyor mektubunda. 

Bu arada Türk ekonomisini mahvedeceğini de açıkça belirtiyor. Mahvedecek ne kaldıysa artık!

Ama konu o değil.

Üsluba bak! Diplomasiye bak!

Türkiye Cumhuriyeti devleti alenen aşağılanıyor ve tehdit ediliyor!

Peki ama nasıl geldik bu noktaya?

Nasıl mı geldik? Bağıra bağıra!

Eyyy Merkel!

Eyy Trump!

Eyyy Esed!

Eyyy Sisi! Diye diye işte bu noktalara geldik.

Yanlış bir anlamaya neden olmamak için en baştan söyleyeyim. Barış Pınarı harekâtında kahraman ordumuza başarılar diliyorum. Umarım en kısa sürede ve en az zaiyatla verilen görevi en iyi şekilde yerine getirirler. Zaten bizim başka türlü düşünmemiz mümkün de değil.

Ayrıca bir Türk vatandaşı olarak ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’yi tehdit eden açıklamalarını şiddetle reddediyorum. 

Peki neden ve nasıl bu noktaya geldik. Bunları da konuşmak bizim boynumuzun borcu. Bu ülkede benim gibi milyonlarca Türk vatandaşı artık göz göre göre yapılan yanlışların bedelini ödemekten yoruldu. 

Bir ülkenin hayat-memat meselesi olan teröre karşı haklı savaşında bile kafasında bin tane soru işaretiyle yaşamaktan bıktı usandı artık.

Az çok diplomasiyi bilenler, dış politikayla ilgilenenler, politikaya bulaşmış insanlar Türkiye’nin bu noktalara gelebileceğini defalarca dile getirdiler. İyi niyetle uyarılarını yaptılar.

Dinleyen olmadı.

Salı günü Meclis’teydim. İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Suriye’deki durumu değerlendiren konuşmasını genel olarak tutarlı ve açıklayıcı buldum. (15 Ekim 2019 konuşması) Akşener iyi düşünülmüş ve iyi analiz edilmiş cümleleriyle Suriye’de olanların resmini çekmişti.

“Daha önce devleti hendeklerden çıkarıp alan Türk Ordusu, şimdi de devletimizi, yanlış dış politikaların düşürdüğü çukurdan çıkarmak için mücadele ediyor.”

“Hendeklerden” derken, “Barış Süreci, Çözüm süreci” diye başlatılan ve sonunda, “PKK bizi aldattı” diye biten ve 700 şehidimize sebep olan o süreci hatırlatıyor Akşener. Hani bugün Erdoğan’a veryansın edenlerin o günlerde Erdoğan’a toz kondurmadığı o süreç. 

“Yanlış dış politikaların düşürdüğü çukur.”

İşte bugün Suriye özelinde yaşananları tek cümleyle ancak böyle ifade edebilirsiniz. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun sık sık vurguladığı gibi “bataklık” da diyebilirsiniz buna. Peki kim yarattı bu çukuru ya da bataklığı? Veya bu bataklığın yaratılmasına kimler yardımcı oldu?

“Türkiye’nin milli menfaatleriyle kumar oynandı. Esad’ın, Batı’nın desteğiyle çabucak devrileceği varsayıldı.” 

Yani gerçekten bu kadar güzel ifade edilebilir Suriye’deki tablo.

Bitmedi, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, “Millet İttifakı mutlaka dağılmalı” açıklamasını da hatırlattı Akşener, “Siz böyle cümleleri kurarsanız, yabancı ülkeler, Erdoğan iç siyasetteki tıkanıklığı, zorluklarını aşmak için bu harekata girişti” der.

Evet aynen böyle diyorlar ve buna inananlar ne yazık ki ülke içinde de az değil.

Tamam emperyalistlerin canı cehenneme ama emperyalistlerin oyuncağı olanlara ne demeli… 

Ona “Eeyyy”, buna “Heeyyy” diyerek izlenen dış politikadan ne bekleniyordu ki? Sen diplomasiyi, “Eeeyy” ve “Heeyy” lere indirgersen elin adamı da gelir sana aynı üslupla yanıt verir. 

Cumhuriyet hükümetlerinin hiç yapmadığı ya da çok az başvurulan bir yöntem olan dış politikanın iç politikaya meze yapılması AKP Hükümetlerinin rutini haline geldi. Gün geçmedi ki, Başbakan ya da Cumhurbaşkanı’nın ağzından ve hatta Dışişleri Bakanı sıfatı taşıyan kişilerin ağzından, “Eyyy…” diyerek başlayan ve yabancı bir devlet başkanını, yabancı bir ülkeyi hedef alan hakarete varan açıklamalar duyduk. 

Önce insanlar anlayamadı, “Ne oluyor?!” diye birbirine baktı. Şimdi artık Türkiye aynı tonda ve aynı tehditvari üslupla yapılan açıklamaların hedefi haline geldi. İşte bunun en somut ve sıcak örneği ABD Başkanı Donalp Trump’ın galiz ve aleni tehditleri.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanları “bir seçim uğruna” istenmediği halde yabancı bir ülkenin topraklarına zorla girmeye kalktı. Hollanda polislerinin aşağılamasına muhatap olup sınır dışı edildi. Bu gerilim politikaları belki yurt içinde üç beş oya tahvil edildi ama yurt dışındaki ve özellikle Avrupa’daki yurttaşlarımızı yaşadıkları ülkelerde hedef haline getirdi. Türkiye’nin dünyadaki itibarına büyük zarar verdi.

Laikliği benimsemiş, dini konularda çok hassas olan ülkelerin karşısına hep dini mesajlarla çıkıldı. Dini hassasiyetler kaşındı. Konuşmalarda, davranışlarda, giyim-kuşamda devamlı olarak bir din vurgusu dikkat çekti.

Dostluk, sevgi ve barış mesajları vermesi gereken bir turizm ülkesinden sık sık nefret, gerilim ve yasaklarla dolu mesajlar dünyaya iletildi.

AB içindeki yeminli Türkiye karşıtlarının eline yıllardır bekledikleri kozlar bir bir verildi.

Türkiye Cumhuriyeti hükümetleri emperyalist ülkelerin planlarına ve hedeflerine yönelik hep dikkatli olmaya çalıştı. Çünkü emperyalistler tarih boyunca planlar yaptılar ve bunları uygulayacak taşeronlar aradılar. Dünyanın her yerinde bu değişmez bir kural olarak uygulandı. On yıllardır bu yolla ülkelerde iktidarları değiştirdiler, darbeler yaptırdılar, ülkeleri parçaladılar, sınırları değiştirdiler vs.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti zaten o emperyalist devletlerin o planlarının sonucunda parçalanan Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden doğmuş yeni bir Cumhuriyetti. Bu nedenle emperyalist ülkelerle ilişkilerine çok dikkat etti.

Ama Türkiye Cumhuriyeti devletlerinin büyük bir incelikle takip ettikleri bu politika 16 yılda yerle bir oldu. Artık ne diplomasi kaldı ne de diplomatlar. Önce Fettullah Cemaati baş tacı edildi. Deneyimli, birikimli diplomatlarımız, “Monşerler” denilerek küçümsendi. Yılların kariyer diplomatları, kılı kırk yararak Türkiye’nin uluslararası alanda saygınlığını oluşturmuş o ekip, “İş bilmez” denilerek kenara itildi. 

Bir devlet yöneticisi kendi ülkesinin diplomatlarını, bürokratlarını küçümser mi? Onları aşağılar mı? Ama bunlar yaşandı Önce Cemaat yandaşları devletin her kademesinde olduğu gibi Dışişlerinde de köşe başlarına oturtuldu. Baştacı edilen Cemaat, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından birden FETÖ oluverdi. Bu kez FETÖ’den boşalan yerlere partililer yerleştirilmeye başlandı. AKP’li eskiler, şaibeliler, tartışmalı isimler, “Büyükelçi” denilerek sağa sola atanmaya başlandı. Yani yanlış üzerine yanlışlar yapıldı. Devletin her kademesinde olduğu gibi Dışişleri de ahbap-çavuş ilişkileriyle kifayetsiz ve bilgisiz insanların eline teslim edildi.

Bir dönem Cemaate havale edilen dış politika son zamanlarda yine, “Kullanın, deliğe süpürmeyin” diyen zavallıların eline terkedildi. Kapı arkalarında “ortak dostlarla” iyi niyet mesajları verilirken, kapı önlerinde edilmedik hakaret bırakılmadı. Bu ülkenin insanları kimin dost, kimin düşman olduğunu bilemez, neyin gerçek neyin yalan olduğunu anlayamaz hale geldi. 

Suriye konusunda en başta Almanya, Fransa, İngiltere hepsi oyunun içindeydi. Hiç unutmuyorum nasıl da gaz veriyorlardı. İşte bu emperyalist gazıyla komşu ülke üzerinde hesaplar yapılmaya başlandı. 

Rejim muhalifleri silahlandırıldı, desteklendi ve savaş meydanlarına sürüldü. Tamam Esad diktatör, tamam Suriye’de demokrasi sorunlu ama yöntem bu mu olmalıydı? Sonuçta yıllar süren bir iç savaş, yıkılan, parçalanan bir ülke. Oradan oraya savrulan bir Türkiye. Önce YPG’ye destek veren sonra YPG’yi düşman ilan eden Türkiye. Ülkesine sığınmış milyonlarca mülteciyle kara kara düşünen bir Türkiye. Bize gaz veren emperyalistler bize parmak sallamaya başlayınca bu kez devreye giren büyük emperyalist ABD ve bölgedeki can dostu İsrail. Kuzey Suriye’de devlet yaratma hamleleri. Gözümüzün içine baka baka binlerce TIR’lık silah yardımı. Ve bir sonraki hamleyi görüp karşı hamle yapan Türkiye. Ardından tehdit üzerine tehditler.

İşte Suriye’nin özeti bu. Oyun kurucu derken oyuncak haline gelirsin. Sonra farkına vardığında ağır bedeller ödersin. Aynen bizim ödediğimiz gibi. Canlarınla ödersin, ekonominle ödersin, itibarınla ödersin.

İbrahim Gündüz – Gazeteci

0 Comments